Bilim ve Ütopya'nın Yanılgıları Ve Gerçekler

 

Bilim Ütopya dergisinin Şubat sayısında evrim teorisi hakkında bazı haber ve makalelere yer verildi. Bu yazıda söz konusu yazılarda yer alan gerçek dışı evrimci iddialar yanıtlanacak ve evrim teorisinin açmazları ortaya konacaktır.

Evrim Haberlerinin Cevapları

Bu haberlerdeki asılsız iddiaları, henüz Bilim ve Ütopya'da yayınlanmadan önce cevaplanmıştı. Bu yüzden cevabı tekrarlamak yerine kısaca özetliyor ve geniş cevabın yer aldığı sayfanın linkini altında veriyoruz.

Çin'de Bulunan Dört Kanatlı Dinozor Hakkındaki İddialar

Bu haberde, Çinli paleontolog Xu Xing tarafından bulunan Microraptor gui isimli fosilden söz edilmektedir. Söz konusu fosilin ön ve arka bacaklarında tüyler bulunduğu ileri sürülmekte ve ağaçtan ağaca süzülebilen bir canlıya ait olduğu iddia edilmektedir. Oysa fosilin yaşı, eski bir kuş türü olan Archaeopteryx'ten yaklaşık 20 milyon sene gençtir. Bu demektir ki, söz konusu fosilden 20 milyon yıl önce uçabilen bir kuş zaten vardır. Dolayısıyla, bulunan fosilin kuşların atası ve yarı kuş bir canlıya ait olduğunu iddia etmek gerçekçi değildir.

"Yerde Koşarak Kanat Çırpmak mı Uçmayı Evrimleştirdi?" Yanılgısı

Kenneth P. Dial isimli biyolog kekliklerin yamaçlara ve ağaçlara tırmanmada gösterdiği kanat destekli yamaç koşusunun, kuşların sözde atası olan dinozorların yerden havalanmalarına katkıda bulunmuş olabileceğini iddia etmektedir. Bu sadece hayal gücüne dayalı bir yorumdur. Bir kuşun anatomisinin tesadüfi mutasyonlarla; kusursuz tüy ve kanat yapısına, dahası yalnızca kuşlara has olan ve tek yönlü hava hareketi sağlayan akciğere sahip olması mümkün değildir. Ayrıca uçuş için gerekli anatomideki tasarımın indirgenemez yapısı tüm bu iddiaları geçersiz kılmaktadır.

"Memelilerin Atası Yer Domuzuna Benziyormuş" Yanılgısı

Güney Afrika'daki Stellenbach Üniversitesi, İngiltere'deki Cambridge Üniversitesi ve Çin Bilimler Akademisi'ne bağlı bir grup araştırmacı memelilerin sözde atasının, karınca yiyene benzer bir canlı olduğunu ileri sürmektedir. Bu araştırmada insan, fil ve karınca yiyenin DNA'larını karşılaştırarak hayali ortak atanın özelliklerini tahmin edebildiklerini iddia etmektedirler.

Araştırmacılar Afrotheria üst takımının Tubulidentata (karınca yiyen) ve Proboscidea (filler) takımından canlıların genlerini karşılaştırmışlardır. Ancak Afrotheria, genetik benzerlikler göz önüne alınarak hazırlanmış tümüyle teorik, hayali bir kategoridir. Bu kategorinin yapılandırılması ise evrimci bakış açısının tutarsızlığını açıkça ortaya koymaktadır. Örneğin deniz ineğiyle fil söz konusu kategoride yer alır. Her ikisine akraba gösterilen bir diğer canlı da minik tarla faresidir. Söz konusu canlıların evrimsel akraba olduğu tezi hem kendi içinde tutarsızdır, hem de anatomiye dayalı evrim ağacı kurmaktan yana evrimciler tarafından şiddetle karşı çıkılan bir iddiadır. Aslında DNA'ya göre yapılan evrim ağaçları ile anatomiye göre yapılan evrim ağaçlarının — daha önce pek çok örnekte olduğu gibi burada da — birbirini tutmaması, evrim teorisinin çürüklüğünü gösteren önemli bir kanıttır.

Bülent Yılmaz'ın Genlere Dayalı Güdüler ve Kültür Yanılgısı

Bilim ve Ütopya dergisinin Şubat sayısında “Kültür ve Aldatmak İlişkisi Üzerine” başlıklı bir makale yayınlandı. Bülent Yılmaz'ın yazmış olduğu makale, insan kültürünü ve hayvan davranışlarını evrimci bir bakış açısıyla ele alıyordu. Yazıda insanın bir hayvan türü olduğu, geliştirdiği kültürün etkisiyle sözde hayvansal özelliklerinden uzaklaşmaya başladığını ileri sürüyordu.

Yazar bu iddialarını bilimsel bir kılıfa sokmakta ve güdülerin genlerdeki bilgiden kaynaklandığını iddia etmektedir. Oysa bu iddialar bilimsel açıdan geçersizdir ve sadece yazarın evrimci önyargısının ve geniş hayal gücünün ürünüdürler.

İçgüdülerin Kaynağı

Bülent Yılmaz'ın yazısı, içgüdülerin kaynağının genler olduğunu anlatmakla başlamaktadır. Yazar bu konuda çeşitli örnekler vermekte ve içgdülerin genlerde kodlu olduğunu göstermekle, evrim teorisi lehinde bir kanıt ortaya koyduğunu sanmaktadır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki içgüdülerin genlerde kodlu olup olmadığı kesin bilinen bir gerçek değildir. Bilim adamları içgüdülerin genlerde yer aldığını ve bu sayede aktarıldığını düşünmektedirler, ama içgüdülerin tek tek genleri tespit edilmiş ve gösterilmiş değildir.

Ancak eğer tüm içgüdülerin genetik karşılığı bulunsa bile, bu evrimciler veya materyalistler için hiç bir delil oluşturmaz. Tüm "içgüdüler genlerde kodludur" demek, "bir makinanın nasıl çalıştığını belirleyen bilgiler, merkezindeki bilgisayarda kayıtlıdır" demekten daha farklı bir şey değildir. Asıl mesele, o bilgilerin nasıl ortaya çıktığı ve o bilgiyi kimin genlere (ya da bilgisayara) yüklediğidir.

Bu soru karşısında evrim teorisi ve materyalizm çaresizdir. Çünkü canlıların davranışları — aynen fizyolojileri ve anatomileri gibi — çok komplekstir ve bunları tarif eden genetik bilginin evrim teorisinin kör mekanizmalarıyla, yani doğal seleksiyon ve mutasyonla açıklanması imkansızdır.

Örneğin arıların kusursuz bal petekleri yapmalarını sağlayan içgüdü, olağanüstü derecede kompleks bir bilgiye dayalıdır. Eğer bir balarısının içgüdüsel olarak yaptığı tüm hesapları kağıda döksek, sayfalar boyunca matematiksel ve geometrik hesaplar yazmamız gerekir. Böylesine kompleks bir bilginin genlerde yazılı olması, ister istemez "bu bilgi genlere nasıl kodlandı" sorusunu gündeme getirecektir. Evrim teorisi ve materyalizm bu soru karşısında çaresizdir; çünkü bilgi oluşturan bir doğal süreç yoktur. Bilgi, ancak bilinçli bir zihnin eseri olabilir.

Bu kuralı doğaya uyguladığımızda ise yaratılış gerçeği ile karşılaşırız: Allah, yarattığı canlıların genlerine onlar için gerekli olan davranışları da yerleştirmiştir.

Bilimsel dille ifade edilen bu gerçek, Kuran'da "Allah'ın canlılara olan ilhamı" olarak, son derece hikmetli bir dille haber verilmektedir. Örneğin bal arısından ayetlerde şöyle söz edilir:

Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin.

Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbin'in sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)

Evrim teorisini içgüdüler hakkında çıkmaza sokan bir diğer gerçek, pek çok içgüdünün fedakarlık içermesidir. Pek çok türde bireyler kendilerini koloninin tümü veya yavruları için feda edebilmektedirler. Eğer doğa evrim teorisinde iddia edildiği gibi işleseydi, o zaman bu fedakar davranışların doğal seleksiyonla elenmesi gerekirdi. (Çünkü kendilerini feda edenler, feda etmeyenlere göre daha "dezavantajlı" olacaklar ve böylece kısa sürede elenecekler, geriye sadece bencil olanlar kalacaktı.)

İnsan Kültürü Hakkındaki Yanılgı

Bilim ve Ütopya dergisindeki makalede insandan önce kültürü oluşturan, sonra kültür tarafından biçimlendirilen bir varlık olarak söz edilmektedir. Darwinizm'i baştan benimsemiş olan yazar, bu ön kabulden yola çıkarak, hiç bir bilimsel dayanağı bulunmayan, tamamen hayali bir masal anlatmakta, bir gün ağaçtan inip kendine balta yapan maymunun hikayesini aktarmaktadır. Bir maymunun balta yapacak zekaya ulaşmasını sağlayacak bir mutasyon mümkün olabilir mi? Hangi mutasyonun canlılarda "zeka artışı" sağladığı görülmüştür? Bu gibi bilimsel sorular yazıda hiç konu edilmemekte, çünkü yazar bu soruların cevaplarının evrim teorisinin geçersizliğini açıkça gösterdiğini bilmektedir.

Öte yandan evrim teorisinin geçersizliğini ortaya koyan bulgular, özellikle de insanın evrimi iddiasını çürüten kanıtlar da Sn. Bülent Yılmaz tarafından göz ardı edilmiştir. Bu gerçekleri göz ardı ederek yazdığı ve bir masaldan öteye gitmeyen senaryonun ciddiye alınabilirliği yoktur; yazısında verilen maymun adam resmi gibi. Gerçekte tüm paleoantropolojik ve arkeolojik bulgular, insan kültürünün ve insanın daima birlikte var olduğunu göstermektedir. Örneğin Homo erectus'un deniz yolculukları için sal yaptığı; Neandertalerin ölülerini törenle gömdükleri, giysi diktikleri, flüt çaldıkları somut kanıtlarla ortadadır. "Ağaçtan inip insansılaşan maymun" masalları ise, masal olarak kalmaya devam etmektedir.

Saldırganlık, Şiddet, Bencillik ve Aldatmanın Gerçek Kaynağı

Bilim ve Ütopya dergisinde bazı kötü davranışların hala genlerde korunduğu, dolayısıyla insanın bir ölçüde hala hayvansal özellikleri koruduğu ileri sürülmektedir.

Bu da geçersiz bir iddiadır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, insanın genetik olarak bazı olumsuz eğilimlere sahip olması, hayvanlarla ortak bir atadan geldiğini göstermez. Mantıksal olarak, benzer davranışlar sergileyen varlıkların aralarında bir akrabalık ilişkisi bulunmasını gerektiren bir zorunluluk yoktur.

Dahası, insanlarda ortaya çıkan olumsuz davranışlar, hayvanlardakinden çok farklı, hatta çoğu zaman çok daha kötü olabilmektedir. Örneğin kimi insanlar yeryüzünde kitle katliamları gerçekleştirmişlerdir. Oysa doğada kendi cinsine karşı böylesine saldırgan davranan bir canlı yoktur. Kimi insanlar, başkalarına işkence yapmaktan, acı çektirmekten zevk almaktadırlar. Doğada yine böyle bir canlı yoktur. (Avcı hayvanlar sadece karınlarını doyurmak için avlanmaktadırlar; amaçları avlarına zarar vermek değildir.) Kısacası insanın "kötüsü", havyanlardan çok daha kötüdür ve kötü insanın tabiatıyla hayvanların tabiatı arasında bir paralellik yoktur. (Dolayısıyla bu yönde yapılan evrimci yorumlar anlamsızdır.)

İnsanın olumlu davranış ve özelliklerinin de yine doğada karşılığı yoktur. İnsanlar tüm hayatlarını belirli bir ideale hizmet etmek için harcayabilir, örneğin fakirlere yardım etmek için varını yoğunu kullanabilir. Böyle bir fedakarlık doğada yoktur. Doğada da hayvanlar tehlike anında kendilerini sürü için feda edebilir veya yavruları için zorluklara katlanabilirler; ama tüm yaşamı kapsayan bir idealizmden söz edilemez.

Dolayısıyla insanın olumlu özelliklerinin de olumsuz özelliklerinin de havyanlarla bir paralelliği yoktur. Bunlar, tamamen insana özgüdür. İnsanın yaratılışından kaynaklanmaktadır.

Bu yaratılıştaki önemli bir sır, Kuran'da şöyle haber verilir:

Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). (Şems Suresi, 7-8)

Allah insana hem kötülüğü hem de bu kötülükten sakınmayı ilham etmiştir. Kötülüğü seçenler bu yolda giderler ve giderek tüm hayvanlardan daha aşağı bir konuma gelirler. Kötülükten sakınıp iyiyi ve doğruyu seçenler ise, tüm canlılardan çok daha üstün bir ahlak sergiler ve "yaratılmışların en şereflisi" olurlar.

Evrimcilerin ve materyalistlerin anlayamadıkları insan tabiatı işte budur.

Sonuç

Bilim ve Ütopya'da yayınlanan bu yazı insan kültürü ve hayvan davranışlarıyla ilgili bilindik Darwinizm masallarının tekrarı olmuştur. Yazar Sayın Bülent Yılmaz'a Darwinizm'le ilgili kabullerini bilimsel gerçekler doğrultusunda bir kez daha gözden geçirmesi çağrısında bulunuyoruz.

 
 
Ana Sayfa

 

www.bilgilerdunyasi.net © 2004