Saddam Yargıç Karşısında Peki Ya Terör?

 

Irak'a askeri harekata girişirken, Amerikan yönetiminin başlıca hedeflerinden biri Irak lideri Saddam Hüseyin'in yakalanmasıydı. Bu hedefe ancak 13 Aralık 2003'te ulaşılabildi. Saddam Hüseyin memleketi Tikrit yakınlarında yakalandı.

Devrik Irak lideri Saddam Hüseyin ve Baas Partisi hükümeti döneminin 11 üst düzey yetkilisi, geçtiğimiz günlerde Bağdat'ta yoğun güvenlik önlemleri altında mahkemeye çıkarıldı. Eski Irak rejimi üyelerini yargılayacak özel Irak Mahkemesi, Iraklı üst düzey 11 yetkiliyle birlikte tutuklama kararı çıkarılan Saddam'ın davasının gelecek yıl, diğer yetkililerin de gelecek sonbahar da görülmesinin beklendiğini söyledi.

 

Saddam'a yöneltilecek suçlamalar arasında, 1983'te Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) lideri Mesut Barzani'nin üyesi olduğu Barzani aşiretinden 5000 kişinin öldürülmesi, 1974'te din adamlarını öldürmek, 1987-1988'de Kürtlere yönelik etnik temizlik yapmak, 1998'de Halepçe katliamında kimyasal silahlar kullanılması 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi, 1980-1988 Irak-İran savaşıyla bağlantılı suçlar ve ABD önderliğindeki güçlerin Irak askerlerini Kuveyt'ten sürmesinden sonra Irak'ın güneyindeki Şii ayaklanmasının kanlı şekilde bastırılması ve iktidarı boyunca siyasi rakiplerini öldürmek bulunuyor.

Bu vahşetlerden sadece biri olan Halepçe katliamını kısaca hatırlayalım:

16 Mart 1988 günü Saddam ordusuna bağlı savaş uçakları Halepçe'ye kimyasal bombalarla saldırdı. Kimyasal gazın etkisi ile kısa bir süre içerisinde tam beş bin insan yaşamını yitirdi. Kadın, çocuk, genç ve yaşlı... Halepçe katliamı sadece beş bin insanın yaşamını yitirmesi ile sınırlı kalmadı, etkisi günümüze kadar gelen birçok ciddi hastalıkla hala devam ediyor. Kentte kimyasal saldırının izleri kolay kolay silinmeyecek gibi görünüyor.

Kimyasal gazla kadın-çocuk, genç-yaşlı demeden bir şehri tümden imha etmenin, doğayı, kendi topraklarını bu denli zehirleyip yaşanmaz kılmanın askerlik ve savaşla bir ilgisi olamaz. Bu davranış, aşırı düşmanlık ölçülerine bile sığmaz. Olsa olsa bir gaddarlık örneği olabilir ve bunu ancak gözlerini şiddet ve ilkel intikam duygularının kör ettiği despotlar yapabilirler.

İşte bugün bütün bu teröristlerin elebaşı olan Saddam yargıç karşısında. Peki ya terörün kendisi? Dünya terörü ne zaman yargılayacak? Terör ne zaman ve nasıl yok edilecek?

Saddam'ın Yargılanması ve Cezalandırılması Her Şeyin Çözümü Müdür?

Dünya terör ile asırlardır içiçe yaşamaktadır. Eylemler ülkeden ülkeye farkllılık gösterse de tüm terör örgütleri savunmasız sivilleri hedef almakta, mesajlarını bu insanlar üzerinden göndermektedirler. Özellikle de 20. yüzyılın sonlarında şiddet araçlarının gelişimi, terörizmin çok daha geniş alanlarda etkili olmasını sağlamıştır. Artık teröristler tek bir düğmeye basarak, yüzlerce masum kişiyi bir anda öldürebilmekte, ileri teknoloji terörizmiyle ülkelerin ekonomisine milyonlarca dolarlık zarar verebilmekte ve hiç ortaya çıkmadan perde arkasından dünya siyasetine yön verebilmektedirler.

Bugün Saddam yargılanıyor olabilir. Peki Saddam'ı yargılamak ve cezalandırmak teröre kesin bir çözüm getirebilecek midir? Elbette hayır! Saddam'la aynı zihniyeti paylaşan, terörü hedef edinmiş caniler var oldukça dünya terörle mücadele etmeye devam edecektir. Mühim olan “şahısları” değil şahısları törere yönlendiren “bozuk zihniyeti” ortadan kaldırmaktır.

Toplumun mevcut kuralları insanları suçtan ve kötü ahlaktan ancak bir noktaya kadar alıkoyabilir. Devlet kamuya açık yerleri, sokakları ve merkezi bölgeleri güvenlik birimleri sayesinde kısmen koruyabilir, toplumun düzenini sağlayabilir, güçlü bir adalet sistemi sayesinde suç oranını düşürme konusunda gereken önlemleri alabilir. Ancak her insanın yirmi dört saat kontrol edilmesi mümkün olmadığına göre, belli bir yerden sonra insanın vicdanı devreye girmelidir.Vicdanını dinlemeyen insan, yalnızken ya da kendisi gibi düşünen kimselerle birlikteyken kolaylıkla suç işleyebilir. Bu durumda gerektiğinde yalana başvuran, haksız kazanç sağlamaktan çekinmeyen, mazlumu ezmekten hiçbir rahatsızlık duymayan bireylerden oluşan bir toplum modeli ortaya çıkar. Allah korkusunun olmadığı, manevi değerlerin yitirildiği bir toplumda fiziksel tedbirlerin ve uygulamaların netice vermeyeceği açıktır. Oysa din ahlakı, insana, yalnız başına da olsa, yaptığı kötülük nedeniyle çevresindeki hiç kimse onu cezalandırmayacak olsa da, kötülükten sakınmasını emreder. Yaptığı her hareketten, aldığı her karardan, söylediği her sözden dolayı Allah katında hesaba çekileceğini ve sonsuz ahiret hayatında bu yaptıklarına göre karşılık bulacağını bilen bir insanın kötülükten şiddetle sakınacağı açıktır.

İnsanların kendi rızalarıyla kötülükten sakınmayı öğrendikleri bir toplumda, terör örgütlerinin yaşam sahası bulmaları mümkün değildir. Çünkü din ahlakının hakim olduğu bir toplumda, şiddet yanlısı pek çok örgütün ortaya çıkmasına neden olan sorunlar da doğal olarak ortadan kalkmış olur. Toplumun geneli dürüstlük, fedakarlık, sevgi, şefkat, adalet gibi yüksek erdemlere sahipse bu toplumda fakirlik, gelir eşitsizliği, adaletsizlik, haksızlık, mazlumun ezilmesi, özgürlüklerin kısıtlanması gibi olumsuzluklarla karşılaşılmaz. Tam tersine ihtiyaç içinde olanların ihtiyaçlarının giderildiği, zengin olanın fakir olanı kolladığı, güçlü olanın zayıf olanı koruduğu, sağlık, eğitim, ulaşım gibi sosyal imkanlarda herkesin en iyisini kullanabildiği, farklı etnik kökenler, dinler ve kültürler arasında hoşgörü ve anlayışın hakim olduğu bir toplum düzeni olur. İşte bu nedenledir ki, güzel ahlak, pek çok toplumsal sorunun çözümünün anahtarıdır. Bu ahlakın kaynağı da, Allah'ın insanlara bir rehber olarak gönderdiği Kuran'dır. Allah'a samimi bir kalple iman eden, O'nun ayetlerini titizlikle uygulayan ve sonsuz ahiret azabından korkan bir Müslüman tek bir insana bile zarar vermekten sakınır. Çünkü Allah'ın sonsuz adalet sahibi olduğunu ve her yaptığının karşılığını mutlaka alacağını düşünür.

“Saddam”lar yakalanmaya devam edilebilir. Ancak eğer gereken önlemler alınmaz ve köklü çözümler uygulamaya geçirilmezse, 21. yüzyılda da aynı 20. yüzyılda olduğu gibi şiddet ve terör devam edecektir. Bunun için terörle fikri mücadelenin çok büyük bir hızla ve çok geniş kitleleri kapsayacak şekilde başlatılması gerekmektedir. Söz konusu bu fikri mücadele, cahillikten ve şiddetten kuvvet bulan teröristlerle, Allah'a iman eden, şefkatli, sevgi dolu, affedici, merhametli ve vicdanlı insanlar arasında gerçekleşecektir. Allah dünyada düzeni müminlerin sağlayacağını şu ayetle bildirmiştir:

“Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.” (Hac Suresi, 41)

 

Bugüne Kadar Yayınlanmış Makaleleri Okumak İçin Tıklayınız


 

www.bilgilerdunyasi.net © 2004